David Fincher
90’ların 2. yarısı sinema endüstrisi için çok parlar yıllar oldu. Bu yıllarda bir çok yeni yetenek ortaya çıkmış ve sinemaya yeni bir bakış açısı kazandırmıştır. Bu bakış açısı hayatımıza , iyi ve kötü yanlarımıza ve problemlerimizle ilgili mesajlar vermektedir.Bu dönemde bir yönetmen sadece iki filmle diğerlerinin arasından sıyrılıp büyük değişikliği yaratmıştır. Bu yönetmen David Fincher’dır. Seven ile Fight Club 90’lara damgasını buran iki film olarak akıllara yazılmıştır. Seven inanılmaz yöntemlerle yedi günahı işleyen insanları öldüren psikopat bir katilin beşine düşen iki dedektifi konu alıyor. Brad Pitt filmde William Somerset’in (Morgan Freeman) yanına atanan yeni dedektif David Mills’i canlandırıyor. Sistematik ve yaratıcı katil bütün cinayetlerini ince ayrıntısına kadar planlamıştır ve iki dedektif onlara yaklaştıkça, sabırlar yapacağı, kanlı terörünü tamamlamak için hazırladığı şok edici karşılamayı bekler. Fight Club bütün huzuru köklü hastalıklılara ve bağımlılara yardım gruplarına katılmakta bulan boşlukta kalmış, yalnız ve amaçsız bir adam tarafından sunulmaktadır. Bir zaman sonra bu gruplara katılmaya devam ederken onun gibi turist olan Marla Singer ile tanışır ve içindeki bulduğu bütün . . .
Filmin ilk başında, oburluk adına ölen kurbanın evi tamamen yıpranmış, karanlık, göz gözü görmeyen bir mekandır ve 2 dedektif el feneri kullanmak zorunda kalırlar. Bu iki film insanların hayat tarzlarını, yaşam biçimimizin bizi sahiplendiği bir devri eleştirmekte ve Fight Club çok enteresan çözümler önermektedir. X jenerasyonu dünyanın bir çok yerinde ailesinin yaşadığından daha düşük bir yaşam standardında yaşamaktadır , daha siniktirler ve geleceğe daha umutsuz bakmaktadırlar. Konusu dışında daha bir çok özelliği filmi çok özel yapmakta ve seyirciyi kendisine bağlamaktadır. Elbette Alexander Walken hatalı değildi. Tek büyük savaşları ruhsal savaşları, tek büyük depresyonları hayatlarıdır. Film iyi eleştiriler alamayıp gişede de ilgi görmeyince müzik dünyasına geri döndü. Oyunculukta görüntüler kadar kalitelidir. Renkler ve Işıklandırma Seven yönetmenin kesinlikle şimdiye kadar yaptığı en karanlık filmidir. 1992 yılında Alien 3 ile sinemaya adım attı. Filmin David Fincher’ı insanlara tanıtması ve yarattığı paranoyak ortamla seyirciyi derinden etkilemesi onu unutulmayanların arasına sokmuştur. Örneğin Jack evinde tüketici hayat tarzını anlatırken elinde bir katalog bulunmaktadır. “Gözlerini aç, hayatını uyuyarak geçirme.
Common topics in this essay:
Fight Club, Hazırlanış Kamera, Işıklandırma Seven, Tyler Durden, Edward Norton, David Mills, Fight Clubı, David Fincher, Temple Doom, Setler Dizayn, fight club, david fincher, bir süre sonra, süre sonra, bir süre, yeni bir, web site, bir çok, ile tanışır, sonra bu, edward norton, web site –, dövüş kulübü kurarlar, bir dövüş kulübü, kulübü kurarlar bir, |